Karaman’ın Sorunu…

Karaman ile ilgili tüm yazılarıma

“10.000 yaşında yaşlı kent Karaman” sözleriyle başlarım.

 

Bunun doğruluğundan hiç şüphem yok.

 

Anadolu’da tarımın yapıldığı ilk topraklardan biri olması,

sayısız medeniyetin ayak izlerini taşıyan önemli merkezlerden biri olarak tanınması,

en eski yerleşim birimi olarak bildiğimiz Çatalhöyük’ten daha eski bir yerleşim alanı olduğunun belirlenmesi, bu savımın en önemli kanıtlarıdır.

 

Bu yaşlı kentimiz, tarih boyunca her zaman önemini korumuş, bulunduğu bölgede daima dikkat çekmiştir. Bu nedenle ülkemizde ve dünyada tanınan, bilinen bir yöre olarak tarihe geçmiştir.

 

Peki, bizler üzerinde oturduğumuz bu hazinenin değerini biliyor muyuz?

 

Ne yazık ki hayır.

 

Bilmemek bir yana, bilinmesini dahi istemiyoruz.

 

Tarihî, coğrafi ve kültürel değerlerimizin bu denli yoğun olmasına, bu değerleri bizlere bırakan kişiliklerin tüm dünyada Karaman ile anılmasına rağmen; böylesi büyük bir avantaja duyarsız kalarak “Konya–Karaman” söylemine takılıyor, tüm enerjimizi buna harcıyoruz.

 

Bence bu, bizlerin yetersizliği ya da vurdumduymazlığıdır.

 

Karaman başlı başına tarihtir.

Karaman, görülesi bir coğrafyadır.

 

Bunun farkına varan ve önemini kavrayan duyarlı insanlarımız, farklı zamanlarda farkındalık oluşturmaya çalışmış; yaptıkları projelerle bu kadim kenti olması gereken yerde görmenin hayaliyle yaşamışlardır.

 

Ancak her defasında benzer sonuçlarla karşılaşılmış; nedeni pek de anlaşılmayan bir düşünceyle ya destek verilmemiş ya da engellenmeye çalışılmıştır.

 

Birlik olunamamış, fikirlere saygı duyulmamış; “Her şeyi ben yaparım, biz varken sen de kimsin?” anlayışı öne çıkmıştır.

 

Kısacası, “egolar” ilk sıraya oturmuştur.

 

İşte Karaman’ın çözmesi gereken en büyük sorun da budur.